Bakım için Söylem ve Kültür Dönüşümü Rehberi

Bakım hakkında daha fazla konuşuyoruz. Ücretsiz bakım emeği, bakım ekonomisi, bakım krizi, bu kelimeler artık akademik çevrelerin ve sivil toplumun gündemine girmiş durumda. Bakımın görünürlüğü artıyor.

Ama bir şey hâlâ değişmiyor.

Haber yapılırken yine aynı görsel seçiliyor: Yemek hazırlayan bir anne. Kampanya metni yazılırken yine aynı cümle kuruluyor: “Fedakâr annelerimize teşekkür.” Politika belgesi hazırlanırken yine aynı çerçeve kullanılıyor: “Aile, bakımın temel taşıdır.” Ve bu cümleler her tekrarlandığında, bakımın kime ait olduğuna dair görünmez bir şey daha pekişiyor.

Söylem dönüşümü tam da buradan başlıyor: Bakımı nasıl anlattığımızın, bakımı nasıl örgütlediğimizi de şekillendirdiğini fark etmekten.

Bu rehber, İhtimam Derneği’nin hazırladığı Türkiye Bakım Kültürü Raporu’nun devamı. O rapor, bakımın Türkiye’de hangi kültürel normlar ve gündelik ritüeller aracılığıyla yeniden üretildiğini anlamaya çalıştı. Elinizdeki rehber ise o normların iletişimde nasıl göründüğünü, hangi anlatıların bakım kültürünü pekiştirdiğini ve nasıl farklı anlatılar kurulabileceğini birlikte düşünmeye davet ediyor.

Ama başlamadan önce bir şeyi açıkça söylemek gerekiyor: Anlatı dönüşümü tek başına yeterli değil.

Bakımı farklı anlatmak önemli. Ama bakım yükü altında ezilen bir kadın için daha iyi bir haber çerçevesi, o gün somut bir şeyi değiştirmiyor. Bakım emeğini görmezden gelen bir işveren için “doğru” iletişim dili bulmak, onun politikalarını değiştirmiyor. Anlatılar kültürel normları besler, normlar davranışları ve kurumları etkiler, ama bu döngü uzundur ve anlatıyı değiştirmek yalnızca başlangıç noktasıdır.

Bu nedenle bu rehber iletişimcilere “şöyle yazın, böyle çerçeveleyin” demekten fazlasını amaçlıyor. Bakım hakkında kurduğumuz anlatıların hangi kültürel kabulleri güçlendirdiğini, kimin sesini yükseltip kimin sesini kıstığını ve hangi dönüşümlerin önünü açıp hangilerini kapattığını birlikte düşünmeye davet ediyor.

Bu rehber; medya çalışanları, sivil toplum örgütleri, kamu kurumları, iletişim ekipleri ve bakım üzerine içerik üreten herkes için hazırlandı. Ama asıl olarak şu soruyu sormak isteyenler için: Bakım hakkında konuşurken farkında olmadan neyi yeniden üretiyorum?

Bu Rehber Hakkında

Bu rehber, İhtimam Derneği’nin Türkiye Bakım Kültürü Raporu ile birlikte okunmak üzere hazırlandı. Türkiye Bakım Kültürü Raporu, bakımın Türkiye’de hangi kültürel normlar, gündelik ritüeller ve yazılı olmayan beklentiler aracılığıyla yeniden üretildiğini anlamaya çalıştı. Bu rehber ise o normların iletişimde nasıl göründüğünü ve nasıl dönüştürülebileceğini düşünmek için bir çerçeve sunuyor.

İki metin birbirini tamamlıyor: Bakım kültürünün nasıl işlediğini anlamak için Türkiye Bakım Kültürü Raporu’na, bu kültürü iletişim yoluyla nasıl dönüştürebileceğimizi düşünmek için bu rehbere başvurabilirsiniz.

Rehber kim için yazıldı?

Medya çalışanları, sivil toplum örgütleri, kamu kurumları, belediyeler, iletişim ekipleri ve bakım üzerine içerik üreten herkes için. Ama daha dar bir tanımla: Bakım hakkında iletişim üretirken farkında olmadan neyi yeniden ürettiğini sormaya başlayan herkes için.

Nasıl hazırlandı?

Bu rehber, İhtimam Derneği Ortak Besleyicilerinin sahada biriktirdiği deneyimlerden, bakım üzerine yürütülen uluslararası söylem dönüşümü literatüründen ve Türkiye’deki bakım iletişiminin eleştirel bir okumasından besleniyor. Hazırlık sürecinde bakım veren bireylerle ve ücretli bakım emekçileriyle doğrudan temas kurulmaya çalışıldı; ancak bu seslerin rehbere yeterince yansıyıp yansımadığı sorusu açık kalıyor.

Nasıl kullanılabilir?

Doğrusal okunabilir ya da ihtiyaca göre belirli bölümlere atlanabilir. Her çerçeve bağımsız bir düşünme aracı olarak da kullanılabilir. Rehberdeki sorular, bireysel iletişim kararları için olduğu kadar, kurumsal iletişim politikaları için de sorulabilir.

Bir uyarı: Bu rehber “doğru” bakım iletişiminin reçetesini sunmuyor. Bunun yerine, bakım hakkında iletişim üretirken hangi soruları sormamız gerektiğini birlikte düşünmek için bir başlangıç noktası kurma amacı taşıyoruyor.

 

Anlatılar Neden Önemli, Ama Neden Yeterli Değil?

Bir düşünce deneyi: Türkiye’de bir ulusal gazete, 8 Mart’ta bakım emeğine dair bir haber yapıyor. Haberin başlığı şöyle: “Annelerimizin Sessiz Fedakârlığı.” Görselde mutfakta yemek yapan bir kadın var. Metin, kadınların “sevgiyle” üstlendiği bakım yükünü anlatıyor, sonunda bir uzman görüşü eklenmiş: “Anneler toplumun temel taşıdır.”

Bu haber yanlış mı? Teknik olarak değil. Bir şeyleri doğru söylüyor: Kadınlar bakım veriyor, bu emek görünmez kalıyor, değer görmesi gerekiyor.

Ama bu haberi okuyan biri ne öğreniyor?

Bakımın kadınlara ait olduğunu. Fedakârlığın güzel bir şey olduğunu. Ve bu düzenin, yalnızca biraz daha takdir edilmesi gereken doğal bir düzen olduğunu.

Haber bakım emeğini görünür kılıyor. Ama aynı anda bakımın neden bu şekilde örgütlendiğini, kimin bu düzenden faydalandığını ve başka türlü mümkün olup olmadığını görünmez bırakıyor. Sorun yalnızca kullanılan kelimelerde değil; kurulan çerçevede.

İşte anlatı dönüşümü tam da burada devreye giriyor.

Anlatılar Neyi Yapar?

İnsanlar dünyayı ham gerçekler üzerinden değil, anlatılar aracılığıyla anlıyor. Bir konuyu nasıl çerçevelediğimiz, neyi ön plana çıkardığımız, neyi arka planda bıraktığımız, kimi özne kimi nesne yaptığımız, o konuyu nasıl düşündüğümüzü ve ne yapabileceğimizi doğrudan etkiliyor.

Bakım söz konusu olduğunda bu etki çok somut:

Bakımı “fedakârlık” olarak anlattığımızda, onu talep edilebilir bir hak olarak düşünmek zorlaşıyor. Bakımı “aile meselesi” olarak anlattığımızda, kamusal çözümler hayal dışı kalıyor. Bakımı “kadınlığın doğası” ile ilişkilendirdiğimizdeolarak anlattığımızda, erkeklerin bakım vermemesi sorgulanmaz hâale geliyor. Bakımı “sevgi” olarak anlattığımızda, onu emek olarak tanımlamak neredeyse vefasızlık gibi hissettiriyor.

Bu anlatılar tekrar ettikçe doğallaşıyor. Doğallaştıkça sorgulanmaz oluyor. Sorgulanmaz olunca da pratiğin neden değişmesi gerektiğini hiç konuşmaz hâle geliyoruz. da değişmesi için neden olduğu görünmez hale geliyor.

Ama bunun tersi de mümkün. Yeni anlatılar yeni olasılıkları görünür kılar. “Bakım kamusal bir altyapıdır” çerçevesi, devletin bu alana yatırım yapması gerektiği fikrini meşrulaştırır. “Bakım herkesin meselesidir” çerçevesi, erkeklerin bakım sorumluluğu almasını olağanlaştırır. “Bakım bir haktır” çerçevesi, bakım verenlerin destek talep etmesin için alan açari güçlendirir.

Anlatılar bu yüzden önemli.

Ama Neden Yeterli Değil?

Söylem dönüşümü çalışmasının bir tuzağı var: Anlatıyı değiştirmenin yeterli olduğunu düşünmek.

Bu yanılgı şöyle işler: “Eğer bakımı doğru çerçevede anlatsak, insanlar bakımı farklı görecek. Farklı görünce farklı davranacak. Farklı davranınca kültür değişecek.”

Bu zincirin her halkası kısmen doğru ama zincirin tamamı çok basit. Çünkü anlatılar boşlukta işlemiyor. Güç ilişkilerinin içinde işliyor.

Türkiye’de ana akım medya bakım haberlerini nasıl yapıyor? Hangi seslere yer veriyor, hangi sesleri dışarıda bırakıyor? Kim bakım politikalarını belirliyor ve bu kişiler hangi anlatılardan besleniyorlar? Örneğin; rReklamcılık sektörü “iyi anne” imgesiyle kimi hedef alıyor ve bu imgeden kimin ekonomik çıkarı var? Bu soruları sormadan veranlatı dönüşümü, gerçek güç ilişkilerine dokunmadan yalnızca anlatıları değiştirmeye çalışmak yüzeysel bir çaba olur. yüzeyde kalır.

Somut bir örnek: Bir şirket “bakım dostu işveren” kampanyası başlatıyor, iletişim materyallerinde erkek çalışanlarını çocuklarıyla gösteriyor. Bu görünür düzeyde bir anlatı dönüşümü. Ama aynı şirket babalık iznini fiilen kullanılmaz hâale getiriyor, bakım sorumluluğu nedeniyle esnek çalışma talep eden kadın çalışanların kariyer gelişimini engelliyor. Anlatı değişti, yapı değişmedi.

Bu nedenle anlatı dönüşümü çalışması şu soruyu da sormak zorunda: Bu anlatıya kim direniyor ve neden? Hangi çıkarlar mevcut anlatıyı ayakta tutuyor? Yeni bir anlatı neyi tehdit ediyor?

Bu soruları sormadan üretilen dönüştürücü anlatılar, mevcut düzeni eleştirmekten çok meşrulaştırmaya hizmet edebilir. “Bak, biz artık farklı biçimde konuşuyoruz” demek, farklı yapmaktan çok daha kolay.

Türkiye’de Bakım Anlatılarının Bugünkü Hali

Türkiye’de bakım, medyada ve kamusal iletişimde baskın olarak dört çerçeveyle temsil ediliyor.

Fedakârlık ve kutsallık çerçevesi: Bakım, özellikle annelik üzerinden, kutsal bir ödev olarak sunuluyor. “Fedakâr anne,” “her şeyi göze alan anne” ifadeleri bakımın insani ve yorucu boyutunu görünmez kılıyor. Bu çerçeve bakımı değerli gösteriyor ama hak temelli bir çerçeveye geçişi zorlaştırıyor: Kutsal olan şeyi “hak” olarak talep etmek, kutsiyeti bozmak gibi hissettiriyor.

Kriz ve acı çerçevesi: Bakım ancak bir tükenmişlik, hastalık ya da trajedi üzerinden haber değeri kazanıyor. “Bakım veren kadın çöktü,” “yaşlı annesiyle baş başa kalan aile.” Bu çerçeve bakımı görünür kılıyor ama onu istisnai bir durum olarak sunuyor; gündelik, sıradan ve yapısal boyutunu geri planda bırakıyor.

Bireysel çözüm çerçevesi: Bakım sorunu, bireylerin daha iyi organize olması, daha fazla destek alması ya da daha iyi kararlar vermesiyle çözülebilir bir şey olarak sunuluyor. Sorumlu birey ön planda; sorumlu sistem görünmüyor.

Teşekkür ve takdir çerçevesi: “Annelerimize teşekkür ederiz,” “bakım verenlerimize minnetarız.” Bu anlatı iyi niyetli ama tehlikeli: Bakımı hak ya da emek olarak değil, gönüllü fedakârlık olarak pekiştiriyor. Teşekkür edilen şey talep edilemiyor.

Bu dört çerçeve birbiriyle örtüşüyor ve birbirini güçlendiriyor. Sonuç olarak Türkiye’deki bakım iletişimi büyük ölçüde bakımın neden bu şekilde örgütlendiğini, yapısal nedenlerini ve alternatiflerini görünmez kılıyor.

 

Yeni Bir Bakım Kültürü İçin Anlatı Çerçeveleri

Aşağıdaki çerçeveler, bakım hakkında iletişim üretirken farklı sorular sormayı ve farklı anlatılar kurmayı mümkün kılmak için öneriliyor. Bunlar uygulanması gereken kurallar değil; bakımı alışılmışın dışında düşünmeye davet eden başlangıç noktaları.

Her çerçevede şu üç soruyu birlikte sormaya çalışıyoruz: Mevcut anlatı ne yapıyor? Bu anlatı neden sorunlu? Alternatif nasıl kurulabilir?

Çerçeve 1: Fedakârlık Değil, Emek — Emek Değil, Hak

Mevcut anlatı ne yapıyor?

“Fedakâr annelerimiz,” “sevgiyle bakan eller,” “göz yuman yürekler.” Türkiye’de bakım iletişiminin büyük bölümü bu dil üzerine kurulu. Bu dil bakımı görünür kılıyor, ama yanlış bir çerçevede görünür kılıyor. Fedakârlık olarak tanımlanan şey emek olarak tanınamıyor. Emek olarak tanınmayan şey hak olarak talep edilemiyor. Talep edilemeyen şey de sistem düzeyinde karşılanamıyor.

Aynı zamanda bu çerçeve bakım vereni köşeye sıkıştırıyor: Fedakârlığının yorduğunu söyleyen kadın, çoğu zaman “nankör” ya da “şikâyetçi” olarak görülme riskiyle yüz yüze geliyor.

Bu anlatı neden sorunlu?

Fedakârlık çerçevesi bakımı bireysel erdem alanına taşıyor. Bireysel erdem alanındaki bir sorun için yapısal çözüm talep etmek anlamsız görünüyor. “Fedakâr anneler” için kreş değil, teşekkür kartı yeterli görünüyor.

Ayrıca bu çerçeve bakımı seven kişilerin yaptığı bir şey olarak sunduğu için, bakımı artık yapamıyorsan ya da hiç sevmiyorsan sorun sende demek oluyor.

Alternatif nasıl kurulabilir?

Bakımı sevginin değil, emeğin dili ile anlatmak. “Bakım veriyor” yerine “bakım emeği üretiyor.” “Fedakârlık” yerine “bu işin bedeli var ve bu bedel adil dağılmıyor.”

Ama burada da bir tuzak var: Bakımı yalnızca emek olarak çerçevelemek, bakımın ilişkisel ve duygusal boyutunu silme riskini taşıyor. Bakımda sevgi de var, bağlılık da var. Amaç bunları yok saymak değil; bu duygusal bağlılığın sömürülmesinin önüne geçmek.

Denge şurada kuruluyor: Bakımı hem emek hem ilişki olarak tanımak, hem değer görmesi gereken bir iş hem de güvence altına alınması gereken bir hak olarak çerçevelemek.

Türkiye’den bir örnek:

İmece Ev İşçileri Sendikası’nın yıllardır kullandığı slogan bu çerçevenin en net örneği: “Ev işi iş, ev işçisi işçidir.” Bu dört kelime bakımı sevgi ve fedakârlık alanından çıkarıp emek ve hak alanına taşıyor. Teşekkür değil, tanınma talep ediyor. → imecesendika.org

Çerçeve 2: Aile Yalnız Değil — Bakım Kamusal Bir Altyapıdır

Mevcut anlatı ne yapıyor?

“Aile, bakımın temelidir.” “En iyi bakım, aile bakımıdır.” Bu cümleler Türkiye’de hem siyasi söylemde hem de medyada son derece yaygın. Bakım ihtiyacı ortaya çıktığında kamusal çözümler değil, aile içi çözümler doğal ve öncelikli görünüyor.

Bu anlatı aynı zamanda bir suçlama mekanizması taşıyor: Ailesine bakamayan ya da bakım için başka çözümler arayan kişi, “aileyi ihmal eden” biri olarak konumlandırılabiliyor. Yaşlı bakım evi tartışmalarında bu mekanizma çok net görünüyor.

Bu anlatı neden sorunlu?

“Aile bakımı” dendiğinde pratikte kastedilen şey büyük ölçüde “kadının bakım emeği bakımı.” Bu çerçeve bakım yükünün ailede kalmaya devam etmesini meşrulaştırıyor ve devleti, işverenleri, toplulukları bu sorumluluktan muaf tutuyor. Bakım hizmetlerine yatırım yapmamak için güçlü bir gerekçe sunuyor: “Zaten aile var.”

Ayrıca bu çerçeve, ailesi olmayan ya da ailesiyle bağı zayıflamış bireyleri bakım sisteminin tamamen dışında bırakıyor.

Alternatif nasıl kurulabilir?

NBakımı nasıl ki elektrik, su ya da ulaşım bir kamusal altyapıysa, bakımı da o şekilde konumlandırmak. Elektrik kesildiğinde “ailen sağlasın” demiyoruz. Bakım altyapısı yetersiz kaldığında da aynı mantık geçerli olmalı. Devlet, işverenler, yerel yönetimler, topluluklar ve aileler bu altyapının farklı parçalarını oluşturuyor. Hiçbiri tek başına yeterli değil.

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: “Kamusal altyapı” dili Türkiye bağlamında “aileyi devre dışı bırakmak” olarak okunabilir. Bunun yerine “aile bu yükü tek başına taşımamalı” çerçevesi hem aileyi merkeze alıyor hem de kamusal sorumluluk talebini taşıyor. İki farklı okuyucuya aynı anda ulaşabilen nadir çerçevelerden biri.

Türkiye’den bir örnek:

Bekar Anneler Derneği’nin bakım iznine dair savunuculuk çalışmaları bu çerçevenin somut bir örneği. Dernek, bakımı yalnızca aile içi bir mesele olarak değil, işverenlerin ve devletin de sorumlu olduğu bir alan olarak konumlandırıyor. → instagram.com/p/DWis69HAstt

 

Çerçeve 3: Kadın Sorumluluğu Değil, Herkesin Meselesi

Mevcut anlatı ne yapıyor?

Reklamlarda mutfakta kadın, evde çocukla oynayan kadın, yaşlı ebeveynine bakan kadın. Haberlerde bakım veren olarak hep kadın. Kampanyalarda “anneler” hitabı. Bu görsel ve söylem örüntüsü o kadar yaygın ki artık fark bile edilmiyor. Sorun da tam burada: Görünmez hale gelmiş bir norm, sorgulanmaz hale geliyor.

Erkek bakım verenler bu tabloda ya görünmüyor ya da “yardımcı baba,” “destekçi eş” gibi istisnai figürler olarak temsil ediliyor. “İlgili baba” övülüyor; aynı şeyi yapan anne için bu zaten beklenen bir şey.

Bu anlatı neden sorunlu?

Her iletişim materyalinde bakımı yalnızca kadınlarla ilişkilendirmek, bakımın kadınlara ait olduğu normunu her seferinde yeniden üretiyor. Bu norm işyerlerinde, mahkemelerde, sosyal politikada görünür sonuçlar doğuruyor: Babalık izinleri kısa tutuluyor çünkü “zaten anne bakıyor.” Kreş yetersiz kalıyor çünkü “zaten anne evde.” Kadınların iş piyasasından çekilmesi bireysel tercih olarak görülüyor çünkü “zaten ona yakışıyor.”

Alternatif nasıl kurulabilir?

Bakımı yalnızca kadınlarla değil, farklı aktörlerle görünür kılmak. Ama burada bir uyarı gerekiyor: Erkekleri “yardımcı” ya da “destekçi” rolünde göstermek yeterli değil. Asıl mesele, erkeklerin bakım sorumluluğunu “yardım” değil, asli sorumluluk olarak üstlenmesini olağanlaştırmak.

Aynı zamanda bu çerçeve, bakımın yalnızca heteroseksüel çekirdek aile içinde gerçekleştiği varsayımını da sorgulamayı gerektiriyor. Farklı hane yapıları, seçilmiş aile ağları, komşuluk dayanışmaları da bakımın parçası.

Türkiye’den bir örnek:

AÇEV’in “Baba Okulu” ve babalık programları bu çerçevenin somut bir örneği. Bakım sorumluluğunu yalnızca annelerin değil, babaların da üstlenmesi gerektiğini olağanlaştırmayı hedefleyen bu çalışmalar, erkeklerin bakım katılımını “yardım etmek” değil, asli sorumluluk olarak konumlandırıyor. → acev.org

Çerçeve 4: Kriz Değil, Gündelik Altyapı

Mevcut anlatı ne yapıyor?

Bakım haberleri çoğunlukla kriz üzerinden yapılıyor: Yaşlı bakımı krizi, çocuk bakımı krizi, tükenmişlik hikâyeleri. Bu haberler bakımı görünür kılıyor ama bakımı yalnızca kriz anında görünür kılmak, bakımın sürekliliğini ve gündelik boyutunu arka planda bırakıyor.

Kriz çerçevesinin bir başka sorunu daha var: Krizler geçer, acil durumlar çözülür. Ama bakım sona ermiyor. Kriz geçtikten sonra bakımın yeniden görünmez hale gelmesini bu çerçeve kolaylaştırıyor.

Bu anlatı neden sorunlu?

Bakımı yalnızca kriz üzerinden anlatmak, bakımı istisnai bir durum olarak sunuyor. Oysa bakım, gündelik hayatın sıradan akışı içinde sürekli yeniden üretiliyor. Çocukların okula hazırlanması, ilaç saatlerinin takibi, yemek planlaması, aile grubundaki koordinasyon, bunlar kriz değil, hayatın olağan dokusu.

Bu gündelik boyut görünmez kaldıkça, bakıma yapısal yatırım için toplumsal baskı da zayıf kalıyor.

Alternatif nasıl kurulabilir?

Bakımı yalnızca bir kriz haberi olarak değil, şehir planlamasının, işyeri politikasının, sosyal güvenliğin ve eğitim sisteminin doğal bir parçası olarak anlatmak. “Bu şehirde kreş kapasitesi nüfusun yüzde kaçına yetiyor?” sorusu, tükenmişlik hikâyesinden daha az çekici görünebilir ama yapısal dönüşüm için çok daha güçlü bir zemin kuruyor.

Türkiye’den bir örnek:

Marmara Belediyeler Birliği’nin bakım odaklı yayınları bu çerçeveyi zaman zaman deniyor. Bakımı yalnızca sosyal yardım ya da kriz müdahalesi olarak değil, kentsel planlama ve yerel yönetim politikasının bir parçası olarak ele almak, bakımı gündelik altyapı olarak konumlandırmanın somut bir örneği. → mbbkulturyayinlari.com/yerel-yonetimler-icin-bakim-rehberi

Çerçeve 5: Görünmez Emek Değil, Tanınan Uzmanlık

Mevcut anlatı ne yapıyor?

Bakım çoğu zaman “içgüdüsel,” “doğal,” “sevgiyle yapılan” bir şey olarak anlatılıyor. Bu anlatı bakımın gerektirdiği bilgi, beceri ve koordinasyonu görünmez kılıyor. Oysa bir yaşlı bireyin ilaç düzenini takip etmek, doktorlarla iletişim kurmak, gündelik yaşamı planlamak ve olası krizleri öngörmek ciddi bir uzmanlık gerektiriyor. Bu uzmanlık “doğal içgüdü” olarak tanımlandığında, emek olarak da tanınmıyor.

Bu anlatı neden sorunlu?

Bakımı uzmanlık olarak tanımamak iki sonuç doğuruyor: Birincisi, bakım verenlerin bilgisi karar alma süreçlerinde görünmez kalıyor. İkincisi, bakım emeğinin ekonomik karşılığı tanınmıyor. “Zaten doğal yapıyor” denen şey için ücret ya da güvence talep etmek garip karşılanıyor.

Alternatif nasıl kurulabilir?

Bakımın planlama, koordinasyon, ihtiyaç analizi, kriz yönetimi gibi boyutlarını görünür kılmak. Bakım verenleri “iyi kalpli fedakârlar” değil, bilgi üreten, karar alan ve deneyim geliştiren özneler olarak temsil etmek.

Türkiye’den bir örnek:

İhtimam Derneği’nin bakım okuryazarlığı eğitimleri bu çerçevenin pratikteki karşılığı. Bakımı içgüdüsel değil, öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir bilgi alanı olarak ele almak; bakım verenlerin deneyimini uzmanlık olarak tanımak ve bu uzmanlığı görünür kılmak için somut bir model sunuyor. → ihtimam.org

Çerçeve 6: Pasif Alıcı Değil, Hak Sahibi Özne

Mevcut anlatı ne yapıyor?

Yaşlılar, engelli bireyler, çocuklar, bakım alanlar çoğu zaman anlatının nesnesi olarak konumlandırılıyor. Onlar hakkında konuşuluyor, onların adına kararlar alınıyor, onlara yapılan iyilikler anlatılıyor. Kendi sesleri nadiren var.

Bu anlatı aynı zamanda bakım almayı zayıflık ve bağımlılık olarak çerçeliyor. Oysa bakım almak insan yaşamının olağan bir parçası.

Bu anlatı neden sorunlu?

Bakım alan kişiyi pasif alıcı olarak konumlandırmak, onun özerkliğini, tercihlerini ve haklarını görünmez kılıyor. Engelli bireylerin bakım sistemi içinde söz sahibi olup olmadığı sorusu bu çerçevede hiç sorulmuyor. Yaşlıların kendi bakımları hakkında ne düşündüğü, ne istedikleri neredeyse hiç haber konusu olmuyor.

Alternatif nasıl kurulabilir?

Bakım alan kişileri haberlerin, kampanyaların ve politika metinlerinin öznesi olarak konumlandırmak. “Onun için yapıyoruz” değil, “o ne istiyor?” sorusunu sormak. Mümkün olduğunda bakım alan kişinin kendi sesine yer vermek.

Türkiye’den bir örnek:

Engelli Kadın Derneği’nin kişisel asistan hakkı savunuculuğu bu çerçevenin güçlü bir örneği. Kişisel asistan hakkı, engelli bireyin kendi bakımını başkalarına devretmek zorunda kalmadan, kendi belirlediği koşullarda yaşamasını mümkün kılıyor. Bu talep bakım alan kişiyi pasif alıcı değil, kendi hayatının öznesi olarak konumlandırıyor. → instagram.com/p/CfofIEroR1X

Çerçeve 7: Görünmez Kalan Bakım İlişkilerini Görünür Kılmak

Mevcut anlatı ne yapıyor?

Bakım anlatıları büyük ölçüde tek bir modeli temsil ediyor: Anne ve küçük çocuk, ya da yetişkin kadın ve yaşlı ebeveyn. Bu temsil, bakımın yalnızca bu iki ilişki biçiminde gerçekleştiği izlenimini yaratıyor.

Görünmez kalanlar çok: Arkadaşları için bakım üstlenen bekar bireyler. Komşular arasında kurulan gayri resmi bakım ağları. Ebeveynlerine bakan genç bakım verenler. Ücretli bakım emekçileri. Engelli bireyler tarafından kurulan dayanışma ağları. Ailesiyle bağı zayıflamış ya da kopmuş bireyler için seçilmiş aile ağları.

Bu anlatı neden sorunlu?

Tek tip temsil, bakımın yalnızca belirli ilişki biçimlerinde meşru olduğu mesajını veriyor. Bu durum hem politika tasarımını hem de toplumsal kabulü etkiliyor: Tanınmayan bakım ilişkileri desteklenmiyor.

Alternatif nasıl kurulabilir?

Bakımın farklı biçimlerini görünür kılmak. Ama burada da bir dikkat noktası var: Çeşitliliği yalnızca estetik bir kaygıyla değil, her bakım ilişkisinin gerçek ihtiyaçlarını ve taleplerini görünür kılmak için yapmak.

Türkiye’den bir örnek:

Bakım Verenler podcast’i ve Bakı-Ver Der bu çerçevenin somut örnekleri. Kuir feminist bir perspektifle bakım vermeyi ele alan bu çalışmalar, bakımın yalnızca geleneksel aile yapıları içinde değil, kadınların ve kuirlerin üzerinde görünmez kalan bir emek olarak da var olduğunu görünür kılıyor. Bakımı çekinmeden, kendi deneyimlerinden konuşarak anlatmak hem bakımın çeşitliliğini hem de bu emeğin siyasi boyutunu görünür kılıyor. → instagram.com/bakimverenlerpodcast

 

Direnç Noktaları: Bu Anlatılara Kim Neden Karşı Çıkıyor?

Mevcut bakım anlatıları neden bu kadar güçlü? Çoğu zaman verilen cevap “alışkanlık” ya da “farkındalık eksikliği.” Bu kısmen doğru ama yeterli değil. Mevcut anlatılardan yararlanan aktörler var ve bu aktörler anlatının değişmemesi için çalışıyor. Bunu görmeden üretilen dönüştürücü anlatılar boşlukta konuşuyor.

Kamu

Bakımın aile içinde ve büyük ölçüde ücretsiz karşılanması, kamunun bu alana yatırım yapmaması anlamına geliyor. Kreş, yaşlı bakım tesisi, bakım izni bütçe gerektiriyor. “Aile zaten halleder” anlatısı sürdüğü sürece bu yatırım için toplumsal baskı da zayıf kalıyor.

Medya ve reklam sektörü

Fedakârlık ve annelik imgesi medyada işe yarıyor: Duygusal olarak tanıdık, okuyucuyla kolayca bağ kuruyor. Reklam verenler de bu imgeyi seviyor çünkü ev ürünlerinden gıdaya, kişisel bakımdan eğitime kadar pek çok sektör bu çerçeveyle satış yapıyor. Bu çekim alanı içinde kalıpları kırmak, bireysel bir irade meselesi olmaktan çıkıp yapısal bir zorluk haline geliyor.

İşverenler

Bakım sorumluluğu nedeniyle tam zamanlı çalışamayan, kariyer baskısı yapmayan, daha düşük ücrete razı olan kadın işgücü işverenlerin işine geliyor. Gerçek babalık izni, esnek çalışma hakkı, bakım dostu politikalar maliyet anlamına geliyor. Bir işveren “bakım dostu” söylemini benimseyebilir ama yapısal değişikliğe direnç gösterebilir. Anlatı değişir, pratik değişmez.

Bakım endüstrisinden para kazananlar

Bakıcı platformları, özel kreşler, yaşlı bakım şirketleri, ev hizmetleri uygulamaları bakımı bireysel bir sorun olarak gördükçe kazanıyor. Bakımın kamusal bir hak olarak örgütlenmesi bu iş modellerini zorluyor. Aynı zamanda bu sektör büyük ölçüde bakım alıcılarını merkeze alıyor; ücretli bakım emekçilerinin görünmezliği bu modelin içine işlenmiş durumda.

Sivil toplumun kendi içindeki direnç

Sivil toplum kuruluşları bazen bakım anlatısını dönüştürmek yerine pekiştiriyor. “Fedakâr bakım veren kadınlara destek” çerçevesi fon almayı kolaylaştırıyor, sempati yaratıyor. Ama bu çerçeve yapısal değişim talebini yumuşatıyor. Benzer şekilde yaşlıları, çocukları, engelli bireyleri “koruma” çerçevesinde temsil etmek de o grupların kendi seslerini geri planda bırakıyor.

Bakım verenlerin kendisi

En az beklenen direnç noktası ama gerçek. Bakım vermek “iyi anne,” “iyi kız,” “iyi gelin” kimliğiyle bu kadar iç içe geçmiş ki bu kimliği sorgulamak kişisel bir saldırı gibi hissettiriyor. Üstelik mevcut düzeni dönüştürmek enerji ve çatışma riski anlamına geliyor. “Zaten yapıyorum, bari anlamlı olsun” demek bazen daha az yorucu. Ve yeni anlatıların hayatları gerçekten değiştireceğine dair somut bir kanıt yok. “Bakım kamusal altyapıdır” deniyor, ama kreş hâlâ yok. Bu güvensizlik rasyonel.

Direnç noktalarını bilmek ne değiştirir?

Her aktörün direnci farklı bir mekanizmadan besleniyor. Kimi açık ve çıkar temelli: maliyet kaygısı, bütçe baskısı, mevcut iş modelini koruma. Kimi sessiz ve kültürel: “bu bizim işimiz mi?” sorusu, bakım talep etmenin getirdiği damgalanma korkusu, içselleştirilmiş normlar. Açık dirence karşı veri ve somut kazanımlar işe yarıyor. Sessiz dirence karşı ise normları görünür kılmak ve farklı pratikleri olağanlaştırmak gerekiyor.

Aynı zamanda şunu da bilmek gerekiyor: Anlatıyı değiştirmek yapıyı değiştirmiyor, yalnızca yapının değişmesi için koşulları hazırlıyor. Bu farkı görmeden çalışan anlatı dönüşümü projeleri hayal kırıklığıyla sonuçlanıyor. Direnç noktalarını bilmek karamsar bir tablo sunuyor gibi görünebilir. Ama tam tersi: Bu tabloyu bilmek, daha gerçekçi ve daha stratejik bir çalışma yapmayı mümkün kılıyor.

 

Bakımı Temsil Ederken

Bakım kültürü yalnızca gündelik hayatta değil, iletişimin her alanında yeniden üretiliyor. Bir haber başlığı, bir kampanya görseli, bir rapor cümlesi, bir sosyal medya paylaşımı, bunların her biri bakımın kimlere ait olduğuna, kimin sesinin önemli olduğuna ve hangi çözümlerin mümkün görüldüğüne dair sessiz bir mesaj taşıyor.

Bu bölüm, bakım üzerine iletişim üretenler için pratik bir düşünme çerçevesi sunuyor. Kesin kurallar değil, her içerik üretim sürecinde sorulabilecek sorular.

Kaynağı Sorgula: Kimin Sesi Var, Kimin Sesi Yok?

Türkiye’de bakım haberleri ve iletişimi büyük ölçüde iki tür sesle kuruluyor: Uzman sesi (psikolog, doktor, akademisyen) ve mağdur sesi (tükenen bakım veren, zor durumda kalan aile). Her ikisi de gerçek, ama her ikisi de bakımı belirli bir çerçeveye hapsediyor: Biri teknik mesele, diğeri bireysel trajedi.

Görünmez kalan sesler çok: Bakım veren kadınların bizzat kendileri, uzman olarak değil deneyim sahibi olarak. Ücretli bakım emekçileri. Bakım alan kişilerin kendi sesleri. Bakım politikası alanında çalışan sivil toplum örgütleri.

Her içerik üretiminde şu soruyu sormak, bu tabloyu değiştirmeye yardımcı oluyor: Bu hikâyede kimin sesi var, kimin sesi yok? Ve bu dağılım, bakım hakkında ne söylüyor?

Bakım Alanı Anlatının Öznesi Yap

Bakım iletişiminin büyük bölümü bakım verenin perspektifinden kuruluyor. Bakım alan kişi ise çoğu zaman anlatının nesnesi: “Onun için yapıyoruz,” “onun gülümsemesi için.” Oysa bakım alan kişinin ne istediği, nasıl hissettiği ve hangi kararları almak istediği nadiren soruluyor.

Çocukları, yaşlıları, engelli bireyleri yalnızca korunması gereken kişiler olarak değil; tercihleri, hakları ve sesleri olan özneler olarak temsil etmek hem daha doğru hem de daha dönüştürücü. “Onun için” değil, “onunla birlikte” çerçevesi.

Dili Farkında Seç

Bazı kelimeler bakım iletişiminde o kadar yerleşmiş ki artık fark edilmiyor. Her biri bir çerçeve taşıyor:

“Fedakârlık” bakımı erdem alanına taşıyor, emek alanından çıkarıyor. “Yardım ediyor” bakımı asıl sorumlu kişinin işi olmaktan çıkarıp gönüllü katkıya dönüştürüyor. “Bakıma muhtaç” bakım alan kişiyi pasif ve bağımlı olarak konumlandırıyor. “Doğal olarak üstleniyor” bakımı seçim değil, doğa olarak sunuyor.

Yerine ne kullanılacağına dair tek bir doğru cevap yok. Ama şu soruyu sormak yeterli bir başlangıç: Bu kelime bakım vereni özne mi yapıyor, nesne mi? Bakımı hak olarak mı çerçeliyor, fedakârlık olarak mı?

Görseli Anlatıyla Birlikte Düşün

Türkiye’de bakım görsellerinin büyük bölümü tanıdık: Mutfakta çalışan kadın, hasta başında oturan kadın, çocuğunu kucaklayan anne. Bu görseller gerçeği yansıtıyor ama aynı zamanda bakımın tek aktörünün kadın olduğunu, bakımın fiziksel boyutunun ön planda olduğunu ve bakımın duygusal ve örgütsel boyutunun görünmez olduğunu pekiştiriyor.

Alternatif görseller mümkün: Doktor randevusunu organize eden biri, aile toplantısında bakım planı konuşan birden fazla kişi, çocuğuyla kahvaltı hazırlayan baba, bakım emekçisiyle konuşan yaşlı birey.

Ama görsel değişikliği tek başına yeterli değil. “Baba çocukla ilgileniyor” görseli altına “ilgili babalar artık daha fazla” başlığı koymak istisnayı olağanlaştırmıyor, yüceltiyorsun. Görselin anlatıyla birlikte düşünülmesi gerekiyor.

Bireysel Hikâyeyi Yapısal Bağlamına Oturt

Bakım iletişiminin büyük bölümü şu yapıyla kuruluyor: Sorun, bireysel deneyim, uzman görüşü, öneri. Bu yapı işlevsel ama yapısal nedenlere ve sistemik çözümlere nadiren yer açıyor.

Farklı bir yapı denenebilir: Bireysel deneyimden başla, ama o deneyimi mümkün ya da zor kılan koşullara geç. Bu koşulları değiştirme kapasitesi olan aktörleri görünür kıl. Var olan alternatifleri göster.

Bu yapı hem insani hem yapısal düşünmeyi aynı anda mümkün kılıyor. Bakımı yalnızca bireysel bir trajedi olarak değil, sistemin ürettiği bir sonuç olarak çerçeliyor.

Sorun Kadar Alternatifi de Görünür Kıl

Bakım iletişimi çoğu zaman sorun odaklı: Tükenmişlik, yük, kriz, eşitsizlik. Bunların hepsi gerçek ve görünür kılınması gerekiyor. Ama yalnızca sorunları anlatmak okuyucuyu çaresizliğe götürebilir.

Kültürel dönüşüm hem sorunları hem de mümkün olan alternatifleri görünür kılmakla güçleniyor. Bakımın daha adil paylaşılabildiğini gösteren örnekler. Bakım dostu politikalar geliştiren kurumlar. Dayanışma ağları kuran topluluklar. Bakım sorumluluğunu gerçekten paylaşan erkekler. Kendi bakımı hakkında söz sahibi olan engelli bireyler.

Bu örnekler yaygın değil. Ama var. Ve varlıklarını göstermek değişimin mümkün olduğunu kanıtlıyor.

Her Hikâyede Bakımın İzini Ara

Bakım çoğu zaman hikâyelerin arka planında kalıyor. Bir ekonomi haberi yapılıyor, arka planda kim çocukları okula yetiştirdi? Bir başarı hikâyesi anlatılıyor, bu başarıyı mümkün kılan bakım düzeni nerede?

Her hikâyede şu soruları sormak bakımı arka plandan ön plana taşıyor: Burada bakımı kim sağlıyor? Bu bakımı hangi koşullar mümkün ya da zor kılıyor? Bu hikâyede görünmeyen bakım emeği nerede?

Bu sorular her hikâyeyi bakım haberine dönüştürmüyor. Ama her hikâyede bakımın izini görünür kılmayı mümkün kılıyor.

Söylemi Pratikle Karşılaştır

Son olarak, belki de en zor soru: Kurduğumuz anlatı, gerçeklikle ne kadar örtüşüyor?

“Bakım dostu işveren” diyen şirket babalık iznini fiilen kullanılmaz kılıyor mu? “Aileleri destekliyoruz” diyen kurum esnek çalışmayı yalnızca kadın çalışanlara sunuyor mu? “Bakım hizmetleri sunuyoruz” diyen belediye bu hizmeti kaç kişinin kullanabildiğini kamuoyuyla paylaşıyor mu?

Anlatı ile pratik arasındaki uçurum, en güçlü anlatı dönüşümü çabalarını bile boşa çıkarabiliyor. Bu nedenle iyi iletişim, söylemin gerçeklikle hesaplaşmasını da gerektiriyor. “Şöyle diyoruz” kadar “gerçekte ne yapıyoruz?” sorusu da iletişimin parçası.

Değişimi Görünür Kıl

Bakım iletişimi çoğu zaman sorun odaklı: Tükenmişlik, yük, kriz, eşitsizlik. Bunların hepsi gerçek ve görünür kılınması gerekiyor. Ama yalnızca sorunları anlatmak okuyucuyu çaresizliğe götürebilir.

Kültürel dönüşüm hem sorunları hem de değişimin zaten başladığını göstermekle güçleniyor. Bakım sorumluluğunu gerçekten paylaşan erkekler. Bakım dostu politikalar geliştiren işverenler. Bakımı kamusal altyapı olarak ele alan belediyeler. Dayanışma ağları kuran topluluklar. Kendi bakımı hakkında söz sahibi olan engelli bireyler.

Bu örnekler yaygın değil. Ama var. Ve varlıklarını görünür kılmak iki şey yapıyor: Değişimin mümkün olduğunu kanıtlıyor ve değişmeye başlayan aktörleri normalleştiriyor. Yük taşıyanlara değil, değişimi başlatanlara odaklanmak, daha fazlasının aynı yönde hareket etmesini kolaylaştırıyor.

Bakım anlatısını dönüştürmek aynı zamanda koalisyon meselesi. Bu anlatı yalnızca feminist çevrelerin değil, yaşlı hakları savunucularının, engelli hakları örgütlerinin, işçi sendikalarının da meselesi. Farklı topluluklar aynı anlatıyı sahiplendiğinde hem anlatının gücü artıyor hem de tek bir grubun hedef haline gelme riski azalıyor.

 

Bakımı Birlikte Yeniden Kurmak

Bu rehberi yazmaya başlarken kendimize şu soruyu sorduk: Bakım hakkında farklı konuşmak, bakımı gerçekten değiştiriyor mu?

Cevap hem evet hem hayır.

Hayır, çünkü anlatı dönüşümü tek başına yeterli değil. Bakım veren kadının tükenmişliğini “fedakârlık” yerine “yapısal sorun” olarak çerçeleyen bir haber, o kadının hayatını o gün değiştirmiyor. “Kamusal altyapı” diyen bir belediye iletişimi, kreş açmıyorsa boş kalıyor. “Bakım dostu işveren” söylemi, babalık iznini fiilen kullanılmaz kılan bir insan kaynakları politikasının yanında gülünç duruyor.

Evet, çünkü anlatılar olmadan yapılar da değişmiyor. Kreş talebi, “bakım devletin işi değil” anlatısı hâkim olduğu sürece siyasi gündem bulamıyor. Babalık izni, “bakım kadının doğası” anlatısı sürdüğü sürece kullanılmaz kalıyor. Yapısal değişim için önce neyin mümkün olduğunu hayal edebilmek gerekiyor. Anlatılar o hayal alanını açıyor ya da kapatıyor.

Bu yüzden anlatı dönüşümü çalışması ne mucize ne de boşa harcanan çaba. Uzun, sabırlı ve çoğu zaman görünmez bir iş.

Bu rehberde önerdiğimiz çerçeveler, bakımı anlatmanın tek doğru yolu değil. Her biri bir tercih ve her tercih bir şeyleri görünür kılarken başka şeyleri geri planda bırakıyor. Fedakârlık yerine emek demek, bakımın ilişkisel boyutunu gölgeleyebilir. Kamusal altyapı demek, aile dayanışmasının değerini küçümsüyor gibi görünebilir. Hak dili, bazı topluluklarda soğuk ve teknik hissettirilebilir.

Bu gerilimler çözülmüyor. Ama farkında olarak yaşanabiliyor.

Önemli olan hangi çerçeveyi kullandığınız kadar, hangi çerçeveyi neden kullandığınızı bilmek. Her iletişim kararı bir seçim. Ve her seçim bir şeyi pekiştiriyor ya da sorguluyor.

Bakım anlatısını dönüştürmek birden fazla elden geçiyor.

Bir editör bir görsel seçimini sorguluyor. Bir sivil toplum çalışanı fon metnini yeniden yazıyor. Bir belediye yetkilisi lütuf dilini hak diliyle değiştiriyor. Bir şirket iletişim ekibi “çalışan annelere destek” yerine “bakım sorumluluğunu paylaşan herkese destek” diyor. Bir gazeteci yaşlı bakımı haberini “aile zor durumda” çerçevesinden çıkarıp “kamusal destek neden yetersiz?” sorusuyla yeniden kuruyor.

Bu değişiklikler küçük görünüyor. Ama kültürel normlar tam da bu küçük tekrarlarla inşa ediliyor. Ve aynı şekilde dönüşüyor.

Bu rehberi okuyan herkes farklı bir yerden geliyor. Kimi bir gazete haberi yazıyor, kimi bir fon başvurusu hazırlıyor, kimi bir kampanya tasarlıyor, kimi bir politika metni kaleme alıyor. Bu rehber herkese aynı şeyi söylemiyor.

Ama herkese aynı soruyu soruyor: Bakım hakkında iletişim üretirken, farkında olmadan neyi yeniden üretiyorsunuz?

Bu soruyu kendi kendinize sormak zor. Çünkü cevap çoğu zaman şu oluyor: Değiştirmek istediğimiz şeyi biz de üretiyoruz.

Bu soruyu sormayı bırakmak daha zor. Çünkü o zaman değişim de duruyor. Bu rehberi o soruyu birlikte sormaya devam etmek için yazdık.

 

Bu Rehber Hakkında Bir Not

Bu rehber bakım iletişimini eleştirel bir gözle okumayı öneriyor. Aynı eleştirel bakışı kendi ürettiğimiz metne de uygulamak gerekiyor.

Bakım verenlerin ve bakım alanların sesine yeterince yer verdik mi? Yeterince değil. Bu rehber büyük ölçüde bakım hakkında iletişim üreten profesyonellere hitap ediyor. Bakım veren kadınların, ücretli bakım emekçilerinin, genç bakım verenlerin, bakım alan bireylerin kendi sesleri bu metinde doğrudan yer bulamadı. Bu, rehberin bir sınırı.

Türkiye’den somut örnekler sunabildik mi? Her çerçeveye bir örnek eklemeye çalıştık. Ama bu örneklerin büyük bölümü hâlâ kırılgan ve az bilinen pratikler. Yaygın ve ölçeklenmiş örneklerin azlığı rehberin değil, Türkiye’deki bakım iletişiminin bugünkü gerçeğini yansıtıyor.

Bunu söylemek bu rehberin değerini düşürmüyor. Anlatı dönüşümü çalışması kendi ürettiği anlatıyı da sorgulamayı gerektiriyor. Bu rehberi tamamlanmış bir ürün olarak değil, devam eden bir çalışma olarak sunuyoruz.

 

Kaynakça

AÇEV. (t.y.). Baba Okulu Programı. → https://www.acev.org

Bakım Verenler. (2024). Bakım Verenler Podcast. → https://linktr.ee/bakimverenlerpodcast

Bekar Anneler Derneği. (2026). Bakım izni savunuculuk çalışmaları. → https://www.instagram.com/p/DWis69HAstt/?img_index=1

Better Life Lab – New America. (2023). A Playbook to Transform How America Cares: The Care Movement’s Eight Tactics for a Better Future for All. → https://www.newamerica.org/better-life-lab/reports/a-playbook-to-transform-how-america-cares/the-care-movements-eight-tactics-for-a-better-future-for-all/

Caring Across Generations. (t.y.). Why Care? → https://caringacross.org/playbook/why-care/

Caring Across Generations. (t.y.). The Care Lens. → https://caringacross.org/playbook/the-care-lens/

Caring Across Generations. (t.y.). More Care on Screen. → https://caringacross.org/morecareonscreen/

Caring Across Generations. (2024). Care Is Everywhere: A Story Guide. → https://caringacross.org/wp-content/uploads/2024/01/Care-Is-Everywhere-Story-Guide.pdf

Engelli Kadın Derneği. (2022). Kişisel asistan hakkı savunuculuğu. → https://www.instagram.com/p/CfofIEroR1X/

Frameworks Institute. (t.y.). Collective Caregiving: A Frame for Talking About What Kids and Families Need to Thrive. → https://www.frameworksinstitute.org/resources/collective-caregiving-a-frame-for-talking-about-what-kids-and-families-need-to-thrive/

Frameworks Institute. (t.y.). The Future of Care. → https://www.frameworksinstitute.org/articles/the-future-of-care/

Görünmez Ev İşleri. (2022). Görünmez Ev İşleri [Podcast]. → https://www.instagram.com/gorunmezevisleri/

Global Alliance for Care. (2023). Care Narratives: Framing Care as a Public Good. → https://globalallianceforcare.org/images/recursos/104/gd-uk-care-narratives-300523-en.pdf

İhtimam Derneği. (2025). Bakım okuryazarlığı eğitimleri. → https://ihtimam.org

İmece Ev İşçileri Sendikası. (t.y.). Ev işi iş, ev işçisi işçidir. → https://imecesendika.org

Marmara Belediyeler Birliği. (2026). Yerel Yönetimler İçin Bakım Rehberi. → https://mbbkulturyayinlari.com/yerel-yonetimler-icin-bakim-rehberi

MMM – Make Mothers Matter. (2021). Changing Narratives About Unpaid Care Work and the Economy: HLPF Side Event Report. Birleşmiş Milletler Yüksek Düzeyli Siyasi Forum Yan Etkinliği.

Social Care Future. (2023). Building Support for Social Care: Changing the Narrative. → https://socialcarefuture.org.uk/wp-content/uploads/2023/10/SCF-Building-Support-REPORT-h.pdf

UN Women. (2022). A Toolkit on Paid and Unpaid Care Work: From 3Rs to 5Rs. → https://www.unwomen.org/sites/default/files/2022-06/A-toolkit-on-paid-and-unpaid-care-work-en.pdf



What do you think?
1 Comment
August 22, 2025

I look forward to seeing how these developments will improve service levels and customer satisfaction in the freight industry!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Blog

More Related Articles